TÜRK MEDENİ KANUNU’NA GÖRE BOŞANMA SEBEPLERİ

Boşanma Sebepleri
TÜRK MEDENİ KANUNU’NA GÖRE BOŞANMA SEBEPLERİ

Türkiye İstatistik Kurumu (TİK) bilgilerinden de istifade ederek hazırlamış olduğumuz bu makalemizde yürürlükte bulunan 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda (TMK) düzenlenmiş olan; Türkiye’deki boşanma davalarındaki ön görülen sebeplere bu makalemizde değinmeye çalışacağız.

Evlilik eşlerin, hayat boyu süreceği inancı ile kurdukları bir birlikteliktir. Ancak ola ki her şey umduğunuz gibi çıkmadı. Ya sonra?

Türkiye İstatistik Kurumu raporlarına göre boşanmanın ilk olarak en yaygın sebebi “geçimsizlik” dir. Bunu makalemizde anlatacağımız diğer nedenler takip etmektedir. 2004 verileri ile 2013 verilerini karşılaştırdığımızda ve 2013 yılına gelindiğinde Türkiye’deki boşanma oranı 2004 e göre %35’in üzerinde bir artış göstermektedir.

Boşanma, eşlerin ortak yaşamlarına hakim kararı ile son verilmesi şeklinde açıklanabilir. Evlilik gibi boşanma da yenilik doğurucu bir hak olup münhasıran kişiye bağlı bir haktır. Boşanmak isteyen eşin dayanakları yani boşanma sebepleri mutlak ve nispi olmak üzere ikiye ayrılır. Mutlak boşanma sebeplerinde boşanma davasına bakan mahkeme mutlak sebeplerin varlığı halinde evliliğe etkisini incelemeden boşanmaya karar verecektir.

Nispi boşanma sebeplerinde ise; bu nedenlerin evlilik birliğini nasıl etkilediğini, evlilik birliğinin devamını ne derecede güçleştireceğini, hakim boşanma kararı vermeden önce araştırmak zorundadır.

TMK’da boşanma sebepleri şu başlıklar halinde düzenlenmiştir; Mutlak boşanma sebepleri olarak; Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış ve terk mutlak boşanma sebeplerindendir.

Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, akıl hastalığı, evlilik birliğinin sarsılması nispi boşanma sebeplerindendir.

Türk Hukuk mevzuatında düzenlenmiş boşanma sebeplerine biraz daha ayrıntılı bakalım:

  • Zina (TMK 161.maddesi) Evlilik birliği içeresindeyken evli şahsın eşinden başka biri ile cinsel ilişkide bulunması zina sayılır.  Eşlerin karşılıklı olarak sadakat yükümlülüğü aykırı olarak eşlerden birinin eşi haricinde başka bir kimseyle cinsel ilişkide bulunması zina fiilini oluşturacağından eş zina yapan eşi buna sebebe dayanarak boşanma davası açabilecektir.

Ancak bu davayı açma hakkı olan eşin olayın yaşandığı tarihten itibaren toplamda beş yıl geçmemiş olması şartıyla, bu olayı öğrenmesinden başlayarak altı aylık süre içinde boşanma davasını açması gerekmektedir. Ayrıca başka bir husus ise zina olayını yapan eşin diğer eş tarafından öğrenildikten sonra affedilmiş olmaması gerekir.(TMK 161 f 2. Maddesi)

Zina hususunda eşin diğer eşi affetmesi ve evlilik birliğine kaldığı yerden devam etmesiyle artık mağdur olmuş eş aynı zina fiilini ileri sürerek boşanması mümkün değildir.

2001 ile 2014 yılındaki zina sebebiyle boşanma %25’lik artış göstermiş olup 2014 yılında 107 evlilik hakkında sadece zina sebebiyle boşanma kararı verilmiştir.

  • Hayata kast, pek kötü davranış veya onur kırıcı davranış nedeni ile  (TMK 162. maddesi) Eşlerden birinin diğerine öldürmek amacıyla yapmış olduğu eylemler hayata kast olarak nitelendirilir. Boşanma nedenlerinde  her birinde olduğu gibi bu hususta da ispatlandığı takdirde hâkim eşlerin boşanmasına karar verecektir. Buna örnek vermek gerekirse suçüstü halleri veya ilgili sağlık raporları, görülecek olan boşanma dava dosyasına, kesin deliller olarak sunulabilir. Hakim bir ceza yargılaması gibi eşin bu eylemi gerçekleştirirken ki kastına bakacaktır. Fiilin sonucuna ne anlamda ulaşıp ulaşmayacağını değerlendirmeyecektir. Hakim bu duruma, eşlerin evlilik birliği içinde yaşaması beklenemeyeceği yani ölüm tehdidi altın kimsenin yaşamayacağı gerçeği karşısında Hakim boşanmaya karar verecektir. Eşin öldürme amacıyla yapmış olduğu eylemin teşebbüs aşamasında kalmış olması veya bu konuyla ilgili olarak açılacak ceza davası sebebiyle ceza almamış olması veya bir şekilde zamanaşımı, af vb. nedenlerle ceza verilememiş olması halinde dahi boşanma davasındaki diğer eşin hayatına kast ettiği gerçeğini değiştirmeyeceğinden hakimin boşanmalarına karar vermesini engellemeyecektir.
  • Pek kötü muamele, eşin vücut bütünlüğüne  karşı olabileceği gibi eşe karşı manevi açıdan haksız bir eylem şeklinde de söz konusu olabilir. Örneğin eşin diğer eşi aşağılayıcı küfürlü konuşması herkesçe bilinen davranışlara ek olarak eşi aç bırakması, eve veya bir odaya kapatması, dövmesi, ters cinsel ilişkiye zorlaması, aşırı derece cinsel ilişkiye zorlaması ve bunun gibi durumlar pek fena muameleye örnek teşkil edebilmektedir.  Elbette ki hakim bu örneklerde eşin fiili işlerken ki kastına bakacaktır. Kanun koyucu Türk Medeni Kanunu 162.f.2. göre yine “affeden tarafın dava hakkı yoktur.” şeklinde düzenleme getirmiş olmasından ötürü; kötü muamele gören eşin bu hareketten sonra eşinin affedip ilişkisine devam etmemiş olması aranır. Kanunun bu boşanma sebeplerindeki “af” ‘ın şekli açık bir şekilde olabildiği gibi zımnen yani örtülü bir şekilde de olabilir. Yazılı veya sözlü olması da muhtemeldir. Örneğin eşin bu olay sonrası kendi el yazısı ile yazmış olduğu af mektubu yahut açıkça anlaşılmayacak şekilde affedilmiş olan eşle evlilik birliğine kaldığı yerden devam eden  eş de eski tarihli  ve affedilmiş  pek fena muameleye dayanarak açtığı boşanma davasını işbu maddeye dayanarak gerekçelendiremeyecektir.

2001 ile 2014 yıllarındaki istatistiklere bakıldığında %50 oranında artış gösteren hayata kast ve pek fena muamele sebebiyle  boşanma kararı verildiği anlaşılmaktadır.

  • Suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme nedeni ile boşanma (TMK 163 maddesi)
    1. “Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemez ise bu eş her zaman boşanma davası açabilir.“  Elbette ki yüz kızartıcı suçlar bu madde hükmü kapsamındadır. Fakat altını çizerek belirtmek gerekir ki ortada bir suç olması ve eşinin bu suçu işlemesinden ötürü diğer eş için artık birlikte yaşamak çekilmez hale gelmiş olmasının ispatı gerekir.
    2. Bu konuyu değerlendirirken suçun işlenme zamanı önemlidir. Eşin suç işlemesine dayanarak açılan boşanma davasında suçun işlendiği tarih evlilik birliği içerisinde ise ve işlenen suç sebebiyle diğer eş için hayatın çekilmez hale geldiği ileri sürerek boşanma talep edilebilir. Ancak suç tarihi evlilikten önce bir tarihe dayanıyorsa TMK 163’ e dayanarak yani işbu açıklamaya çalıştığımız konuya dayanarak değil, TMK 145’de düzenlenmiş evliliğin yok hükmünde olduğu iddia edilerek dava açılmalıdır. Eşin bu durumdan haberi olmadığı ileri sürülmeli ve evliliğin butlanı savunmasıyla evlilik yok hükmünde olması yolunda dava açılmalıdır.
  • Her topluma göre haysiyet kavramı toplumun coğrafi olarak dağılımında eşlerden birinin namus şeref ve haysiyet kavramları değişiklik gösterebilir. Eşin, anlatıldığı üzere sosyolojik yapıyla bağdaşmayacak, toplumun namus anlayışına aykırı, hayat sürmesini haysiyetsiz yaşam sürme olarak tanımlayabiliriz. Yüksek Mahkeme’de; alkolik, kumarbaz, uyuşturucu madde müptelası olmak, gönül tellallığı yapmayı, fuhuş evi işletmeyi, vb konuları haysiyetsiz bir yaşam biçimi olarak kabul eder.
  • Terk nedeni ile boşanma (TMK 164 maddesi) Terk sebebinin oluşabilmesi için eşlerden birinin evlilik yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla  kasten diğer eşi terk etmesi veya hukuka aykırı olarak terk edilmeye zorlanması ya da buna kendi istediği olmadan zorlanması gibi değerlendirme yapılabilir.

Şöyle ki; kişinin aile konutunu ayrılmak kastıyla  terk ederek gitmesi gibi eşin evden ayrılmaya zorlanması veya eve alınmaması da eve giremeyen eş için terk edildiği anlamını taşır. İlgili mevzuata göre bu ayrılık 6 aydan az olmamalı ve terk edilen eşin hakim veya noter aracılığı ile terk eden eşi geri çağırmasına karşın dönmeyen eş aleyhine açılan boşanma davasında mutlak boşanma sebebi olan terk nedeni ile boşanabilirler. Terk’in eşler acısından istisnası askerlik sebebiyle, hastalık sebebiyle cezaevine girmek sebebi gibi konularda kast olmadığı düşünüldüğünden bu ayrılıklar terk sebebiyle boşanmaya dahil sayılmazlar.

  • Akıl hastalığı nedeni ile boşanma (TMK 165) Eşlerden birinin akli melekelerini kaybetmesi yani gayri mümeyyiz hale düşmesi durumunda söz konusudur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken ince husus; eşin evlilik sonrası akıl hastalığının ortaya çıkması durumunda, eşlerin boşanma davası açma sebebi olarak evlilik birliğinin bu sebep nedeniyle çekilemez hale geldiğinin sebebiyle hakim boşanmalarına karar verebilir. Ancak burada önemli olan husus akıl hastalığının sürekliliği değil, eşin akli melekelerinin gel gitli bir durum hali alması sonucunda evliliğin çekilmez hale gelebileceğinden bahisle geçici akıl hastalığının dahi bu sorunu oluşturabileceği ve haklı sebeple boşanma olarak değerlendirilebileceğidir. İspat açısından önemli olan husus; akıl hastalığı iddia edilen eşin hastalığının geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla eş akıl hastalığına dayanarak boşanma davası açabileceğidir. Kanaatimizce belirli bir süreyi kapsayan eşin akıl hastalığı durumunda, boşanma sebebi sayılması için kalıcı bir sorun olması ve bu durumun düzelmesinde imkan bulunmaması aranır ve bu durum kanaatimizce hakkaniyetli değildir. Başka bir deyiş ile İnsan beyni halen sırları çözülememiş bir muamma oluşu karşısında akıl hastalığı teşhisi konulan eşe geçici, örneğin birkaç sene sürecek bir rahatsızlık için diğer eşe boşanma sebebi olarak saymamış olması hakkaniyetli değildir. Yukarıda da belirtiğimiz gibi akıl hastalığı durumu dayalı olarak eşin diğer eşe farkında olmadan dahi cebir ve şiddet kullanması, hayatına kast etmesi evlilik birliğini devam edilemez bir hale sokabilir. Nispi boşanma sebeplerinden olan akıl hastalığının evliliğe etkisini hakim değerlendirerek karar verecektir yine de hakimde kesin kanaat oluşturacak gerekçekçelerle desteklenmesi gerekeceği kanaatindeyiz.
  • Evlilik birliğinin sarsılması nedeni ile boşanma (TMK 166 )

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”

İlgili maddede anlatılmak istenen kısa tabiri ile şiddetli geçimsizlikten bahsedilebilmesi için evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve ortak yaşamın çekilmez hale gelmesi gerekmektedir. Yukarıda belirttiğimiz nispi boşanma sebeplerinin tek başına boşanma davasına dayanağı olması evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispatlamayacaktır. Örneğin; eşin alkol alışkanlığının olması tek başına boşanmaya karar verilmesi için yeterli değildir. Burada aşırı derecede alkol tüketen eşin, diğer eş açısından müşterek hayatlarının çekilmez hale geldiğini ispatlamak gerekir. Ayrıca mevzuatımızda evliliği sarsan davranışların neler olduğunu gösteren herhangi bir düzenleme yoktur.

Evlilik birliğini sarsan ve boşanma nedeni olarak kabul edilen Yargıtay kararları ışığında maddi ve manevi zararlar olarak ayırdığımızda manevi zararlara; küçük düşürmek, iftirada bulunmak, tükürmek, başkalarıyla kıyasta bulunmak, dedikodu yapmak, sadakatsizlik ve iktidarsızlık ile suçlamak, sevgisiz davranmak, cinsel ilişkiden sebepsiz yere kaçınmak, istenmeyen biçimde cinsel ilişkide bulunmak, aşırı kıskançlık, baskı kurmak, beddua etmek, başkası ile dini nikahlı yaşamak, ilgisizlik vb. maddi zararlar ise aşırı borçlanmak, cimrilik, evin müşterek ihtiyaçlarına katılmamak, müşterek sorumlulukları üstlenmemek, diğer eşin çalışmasına izin vermemek vb. nedenlerle özetleyebiliriz.

Tüm yukarıda bahsedilen sebeplerle açılan davanın hakim tarafından red olması halinde ise; red kararının kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin mahkemeden istemi üzerine tarafların boşanmasına karar verilir. Bu üç yıllık süre hak doğurucu süre olup, bu süre dolmadan tekrar aynı sebeple boşanma davası açılamamaktadır. Elbette ki boşanma davasını üç yıl sonra açan eş, geçen 3 yıl (TMK 166/3) içerisinde boşanmak istediği eşi ile ortak hayatın yeniden kurulmadığını mahkemeye ispat etmelidir. (örneğin: eşler başka bir ilde yaşanıyorsa o konuya ait kayıtlar ya da yurt dışına gidilmiş ise pasaport kayıtları vb.)

Özetle, büyük umutlarla başlayan evlilik akdi bir süre sonra çeşitli sebeplerle müştereken beraber yaşamayı güçleştirici bir hal alabilmektedir.

Deneyimlerimize dayanarak; eşler tarafından boşanma kararı alınmadan önce, boşanmaya dayanak oluşturacak emarelerin net bir şekilde ortaya konulmaması veya mevcut delillerin zamanında tespitinin yapılmaması sebebiyle boşanma isteyen eş dava sırasında boşanma sebeplerini delillendirmede eksiklikler yaşamaktadır.

Bu aksaklıkların yaşanmaması için; boşanmak isteyen eşin diğer eşe boşanma dileğini beyan etmeden önce bir profesyonele danışmasında fayda vardır.

 

Atty. Murat Serkan Atlı, LL.M.
ATLI & ATLI Law Office
Trump Towers Residence,
34387 Istanbul / TURKEY
www.atli.av.tr / info@atli.av.tr

 

Kategori: Makaleler

TÜRKİYE’DE YATIRIMI OLAN MAL SAHİPLERİ AÇISINDAN İSTİKRARLI KİRA GETİRİSİ

 

kira sözleşmeleri
TÜRKİYE’DE YATIRIMI OLAN MAL SAHİPLERİ AÇISINDAN İSTİKRARLI KİRA GETİRİSİ

 

Yatırımlarında kar elde etmek isteyen yatırımcılar son yıllarda özellikle gayrimenkul yatırımlarına yönelmişlerdir. Bunda önemli olan etken, gayrimenkulun döviz ve altın yatırımında olduğu gibi ani süprizler yapmaması, güvenli olması  ve yatırımdan sürekli kâr elde edilebilmesidir. Nüfus yoğun olduğu veya  özellikle büyük şehirlerdeki konut ihtiyacı arttıkça gayrımenkule olan ihtiyaçta doğru orantılı olarak artmaktadır.

Son yıllarda Türkiye’de gayrimenkule yapılan yatırımlar da Dünya piyasalarıyla doğru orantlı bir şekilde öne çıkmış yükselen bir değer haline gelmiştir.Yabancı yatırımcılarında güvenli bir liman haline gelen Türkiye’de 2011-2011-2012 yıllarında senede ortalama 700 bin konut satışı yapılmakta iken bu rakam 2013 yılında iki katından fazla bir rakama ulaşmış ve yükselmeye de devam etmektedir. Elbetteki yatırımcıların almış oldukları gayrimenkullerin değerlenmesi çok mühim olduğundan Dünya’da ve Türkiye de konut fiyatlarında yıllık artışa bakacak olursak; 2014 yılı itibariyle Türkiye; Brezilya, İsrail, İsviçre, ABD, Hindistan, Almanya, Çin, Norveç, Lüksemburg, İsveç’i gayrimenkul değerlenmesi açısından geride bırakmış durumdadır. Yine 2014 yılı için Marketwatch da yer alan habere göre; 2008 ve 2009 global krizde Türkiye diğer ülkelere nazaran daha az hasarla bu krizi atlatmıştır ve hatta son bir buçuk yılda yükselişi yüzde 10 -15 civarında gelişim sağlamıştır.

Hal böyle olunca yatırım için Türkiye’ de alınan her gayrimenkulün kira gelirlerinin de aynı oranda ve aynı istikrarlı şekilde yatırımcıların cebinde olmasını beklemek ve dilemek hayal olmayacaktır.

Konuya hukuksal açıdan yaklaştığımızda ise; Türk Hukuk mevzuatı   konut ve çatılı iş yerleri  açısından 2012 de önemli değişikliklere  uğramıştır. Güncel değişiklikleri içeren bu makalemiz ile Türkiye’de yatırım yapmış veya yapma arzusu içinde olan okuyucularımıza kira gelirlerini istikrarlı bir şekilde alabilmelerinin püf noktlarını, ilgili kanunun maddeleri ile destekler şekilde dilimizin döndüğünce anlatmaya çalışacağız.

Türkiye’de kiracı kiralayan ilişkisi, 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olan Türk Borçlar Kanunu (TBK) 299 vd. maddeleri ile İcra İflas Kanunu (İİK) 269 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu makalemizde Türk Borçlar Kanunun 339 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan konut ve çatılı iş yeri kira ilişkileri kapsamında ele alacağız. Kira kontratlarında dikkat çeken bir kaç önemli hususa başlıklar halinde değinmemiz gerekir ise;

  1. Kira kontratlarının yazılı ve profesyonel olarak düzenlememesinin faydaları;

Türk Hukuk sistemine göre her ne kadar kira sözleşmesi sözlü olarak yapılabilme imkanı bulunsa dahi, Kira parasının miktarını, kiralamanın süresini, ödeme gününü, kiracının kimliğinin belirlenmesi vb. hususlar bakımından yazılı olarak kira sözleşmesinin düzenlenmesi ispatı kolaylaştırır. Aksi halde; yani kira akdi sözlü olarak yapılırsa ve taraflarca yaşanacak bir olumsuzluk durumunda, kiraya verenin kira bedelini, kira süresini, kira artışı miktarı gibi hususları ispatlamakta büyük zorluklarla karşılaşması muhtemeldir. Zira Hukuk Usulu Muhakeme Kanununun (HUMK) 200.maddesi 2.500.-Tl. yı geçen alacakların kanıtlanmasında yazılı belge ile kanıtlama koşulunu getirmiştir. Yani yıllık kira parası toplamı 2.500.-Tl. nın üzerinde olduğu zaman kiraya veren aleyhine ispat zorluğu gelecek ve sadece mahkeme aşamasında karşı tarafa yemin teklif hakkı olacak, kira parasının miktarı ve süresi, kira artışları yönünde tanık dinletemeyecektir. Dolayısıyla Türkiye’deki gayrimenkul yatırımcılarının kiralamaları yaparken hukuki olarak tüm boşluklar kapatılarak yazılı şekilde kira sözleşmesi yapması gerekmektedir. Ancak, kiraya verenler çoğu defa hataya düşerek yazılı kira kontratını hazır kira kontratlarını doldurmak suretiyle yapmaya çalışmakta ve   çoğu kez yapılan eksiklikler ve kiralananın özellikleri,  mevcut koşullar her kiralanan için farklılık göstermesi sebebiyle, kira sözleşmesinin yanlış ve eksik yapılmasına ve dolayısı ile hukuki korumadan uzak bir hale gelmesine ve gayrimenkulden beklenen faydanın kiraya veren tarafından alınamaması sonucunu doğurabilmektedir.

                 A.Kira Kontratlarında çok sıkça görülen muacceliyet şartının hukuki dayanağı;

Kira kontratı içeriğinde kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında (elektrik, su, aidat) kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde ceza koşulu ve yüksek faiz veya yılın bakiye kira paralarının muaccel (kira döneminin sonuna kadar bedellerin ödenme durumu) olacağına ilişkin anlaşmalar yapılabilmektedir ancak bu koşul konut ve kiracının tacir olmadığı kira sözleşmelerinde geçersizdir. Başka bir ifade ile muacceliyet şartından yararlanılabilmesi için kiraya veren ve kiralayan her iki tarafında tacir olması gerekmektedir.(TBK 346).

                   B.Kiracı aleyhine değişiklik yapılaması kuralı;

İlgili Kanunun göre; kiraya veren ile kiracı arasında kira sözleşmesi yapıldıktan sonra, kira sözleşmesinde kira akdinin belirlenmesi dışında kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz (TBK 343) Bu durumun istisnası; 6217 sayılı kanunun Geçici 2.maddesi ile getirilen bir değişiklikle kiracının tacir olduğu konut ve çatılı iş yeri kiralarında görülmektedir. Şöyle ki; 8 yıl müddetle yani 1.7.2020 tarihine kadar mevcut yazılı kira sözleşmesindeki koşullar neyse o koşullar uygulanabileceği hükmü gereğince; kiracı aleyhine değişiklik geçerliliğini korumaktadır.

                C .Kira Kontratının Kiracı tarafından sonlanması yahut yenilenme şekli, kira artış oranları;

Konut ve iş yeri kiralarına ilişkin kira sözleşmelerinde, kira yılının bitiminden 15 gün önce kiraya verene kiracı tarafından kira akdini sonlandıracağı ve yinelemeyeceğini yazılı olarak bildirmesi halinde kira süresi sonunda kira akdi sona erer. (TBK 344/1) Kira akdini kiracı bu şekilde sonlandırmaz ise ve kira sözleşmesinde yıl sonlarında kira artış koşulu eklenmiş ise kira artış koşulunda daha yüksek bir artış belirlense bile bu halde kiracı kira parasını “üfe” (bir önceki kira yılının üretici fiyat endeksindeki artış oranında) oranını geçmemek suretiyle kira parasını arttırması gerekir. Kira akdi bir yıllık veya daha uzun süreli bile olsa örneğin 10 yıllık, her beş yılın sonunda kiraya veren rayiç kiralarda artış olmuş ise Sulh Hukuk Mahkemesinde kira tespit davası açarak kira parasını emsallerine yakın şekilde arttırılmasını isteyebilir. Kira tespit davası kira akdinin yıllık dönemlerinden 30 gün önce kiracıya gönderilecek bir ihtarla istek iletilmek suretiyle takip eden ilk kira yılından itibaren geçerli olmak üzere açılabilir. (TBK 345) Her beş yılda bu şekilde kira tespit davası açılabilir. (TBK 344/3).

Konut ve işyeri kiralarında yukarıdaki fıkradaki gibi kiracının kira akdinin bitiminden 15 gün önce kiraya verene kira akdini sonlandıracağını bildirmek suretiyle kira akdini sonlandırabileceği gibi; kiracı kira süresi sona ermeden de kiralananı boşaltabilir. Ancak kiraya verenin bu zamansız fesihten zarar görememesi acısından; kiracının, kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması halinde ve kiraya verenin yeni kiracı ile yeni kira kontratı imzalamasıyla kiracının kira sözleşmesinden dolayı borçları o tarihten sonrası için sona erer. Ancak böyle bir imkan olmaz da kiracı kiralananı kira süresi dolmadan boşaltır ve yerine başka bir kiracı bulamaz veya bulunan yeni kiracı ile eski kiracı arasında boşta geçen kiralan açısından süre yani kira bedelinden kira dönemi bitmeden kira kontratını fesih eden kiracı sorumlu olur. Dolayısıyla kiracı kiralananın aynı şartlarda yeniden kiraya verilebileceği döneme kadar kira akdinden dolayı, kira, aidat, elektrik, su sabit masraflarını karşılamak zorunda olur. (TMK 325).

              E .Son mevzuat deşiklikleri ile kiraya verence kira kontratının fesih edilmesinde usul ve ihtimalleri hakkında kısaca bilgi vermek gerekir ise;

Konut ve çatılı işyeri kiralarında kira akdinin sonlandırılması kiracı için daha kolay olmakla birlikte kiraya veren yönünden ilgili mevzuatta bazı istisnalar dışında daha zordur. Kiraya verenin başvurabileceği, kiracıyı kiralanandan çıkartma yollarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kiralanan kiraya verildikten sonra spontane olarak uzayan seneler sonunda, 10 yıllık uzama süresi 1.7.2012 tarihinden önce dolmuş olan konut ve çatılı işyeri kiralananlarında kiraya verenleri bu on senelik uzama süresinin başlangıcından en az 3 ay önce kiracıya bir ihtarname göndermek suretiyle sebep bildirmeden kiralananı boşaltılmasını isteyebilir ve kiracı uymaz ise İİK 272 maddesine göre ve uzama süresinin başından itibaren en geç bir ay içinde icra müdürlüğüne başvurarak kiracının tahliyesini sağlayabilir. Yahut aynı süre içinde Sulh Hukuk Mahkemesinde tahliye davası açılabilir. (TBK 347 ; 6101 sayılı kanun Geçici 2.mad. )
  • Kiralayanın kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için kiraya verenin konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kiralananı kullanma zorunluluğu var ise  veya kiralananın yeniden inşaası veya imarı amacıyla esaslı onarımı genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkansız ise, belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemlerine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde Sulh Hukuk Mahkemesinde açacağı dava ile kiraya veren kira akdini sona erdirebilir. (TBK 350)
  • Başka bir seçenek olarak; kiracı tahliye tahahhüdü vermiş ise bir diğer deyiş ile; kiralananın teslim edilmesinden sonra kiraya verene karşı kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak taahhüt ettiği halde boşaltmamışsa kiraya veren kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde İcra Müdürlüklerine başvurmak veya Sulh Hukuk hakimliğine yazılı tahliye taahhüdüne dayanarak dava açmak suretiyle sonlandırabilir. (TBK 352, İİK 272 vd.)
  • En çok karşılaşılan olaylardan birisi de; kiracı, bir yıl veya bir yıldan kısa süreli kiralarda kira süreci içinde, iki kez kira borcunu ödemediğinden dolayı kirayacıya yazılı olarak ihtar etmek suretiyle, bir yıldan uzun süreli kiralarda ise kira dönemi içinde iki kez kiracıya kira parası ödemediği yolunda yazılı ihbar yapılması suretiyle; bir yıldan az veya bir yıl süreli kira akitlerinde kira akdinin sonundan itibaren bir ay içinde, bir yıldan uzun süreli kiralarda ise borç ödeme bildirimlerinin en sonuncusunun yapıldığı kira yılının sonundan itibaren bir ay içinde sulh hukuk mahkemesinde iki haklı ihtara dayalı olarak kira akdi sonlandırılabilecektir. (TBK 352/2)
  • Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya veren kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içerisinde sözleşmeyi sulh hukuk mahkemesinde açacağı dava yoluyla sonlandırabilir. (TBK 352/3)
  • Şunu da önemle hatırlatmak gerekir ki; kiraya veren, TBK 352 maddesindeki ihtiyaç veya yeniden inşaat sebebiyle dava açarak kiralananı boşalttığı takdirde haklı sebep olmaksızın kiralananı üç yıl geçmedikçe kiralananı eski kiracısından başkasına kiralayamaz.  Yeniden inşaa sebebiyle boşaltılan konut veya çatılı işyeri kiralayanları kiralananın yeni konum ve durumuna göre belirleyeceği yeni kira parası ile kiralaması için kiracıya bir ihtar keşide ederek bu şartlarla kiralama hakkını bir ay içinde kullanmasını ister kiracı bu süre içinde koşulları kabul etmez ise kiraya veren kiralananı başkasına da kiralayabilir. Aksi durumda, kiraya veren bu hükümlere uymaz ise çıkarılan kiracının açacağı dava ile kiracının son kira yılında ödediği kira parasından az olmamak üzere tazminat ödemesine sulh hukuk mahkemesince karar verilebilir. (Eski kiracının başvurusu halinde) (TBK 355)
  • Bir diğer yöntem olarak; Kiracı kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan giderleri (elektrik, su , aidat) ödeme borcunu ifa etmezse kiraya veren kiracıya yazılı olarak konut ve çatılı işyeri kiralarında 30 günlük süre verir kiracı bu süre içinde kira borcunu ödemez ise kiraya veren sulh hukuk mahkemesine müracaatla kiracıyı çıkarabileceği gibi (TBK 315); İİK 269 vd. hükümlerine göre kiracı aleyhine takip başlatmak suretiyle icra mahkemesinden de kiracının tahliyesini isteyebilir.

Sonuç olarak, kiraya veren ve kiralayan arasındaki ilişki her ne kadar karışık ve kanuni olarak her iki tarafa da bir çok yükümlülük yüklüyor gibi gözükse de; özellikle yatırımcıların istikrarlı bir şekilde gayrimenkullerinden bekledikleri faydayı alabilmeleri için, işin ilk başında yani kira kontratının hazırlanması aşamasında,  profesyonel yardım alarak  ilgili gayrimenkul ve koşullarına uygun şekilde kira sözleşmesi hazırlanmasıyla mevcut haklar sağlam temellerle  korunmuş olacaktır. Dolayısıyla gayrimenkule yapılan yatırım sürekli ve azalmayan bir şekilde kiraya verene gelir getirmeye devam ederken; artan konut ihtiyacına kiralayanlar açısından çare olacaktır.

Avukat Murat Serkan Atlı, LLM

ATLI & ATLI Hukuk Bürosu

Trump Towers Residence

Şişli /İstanbul

info@atli.av.tr / www.atli.av.tr

 

 

Kategori: Makaleler

Samsung looks to Google for help in its latest legal battle with Apple

 

“No matter how much we hope and pray, the legal wrangling between Apple and Samsung never seems to end. The latest court battle has Apple seeking up to $2 billion in damages from the Korean manufacturer for infringing on five patents, including tap to search and slide to unlock. This time around though, Samsung is looking to drag Google engineers into the courtroom to testify about the creation of Android — including, potentially, Andy Rubin. The hope is that their testimony and the evidence they provide would prove once and for all that the mobile operating system was developed independently of iOS and put to bed the back and forth over patent battles.

While Mountain View has successfully stayed above the fray for the most part, it makes sense for Seoul to drag the company into this particular battle. Apple is seeking up to $40 per device sold in royalties — far more than it ever has before. As part of its counter offensive Samsung is countersuing, claiming that Cupertino stole two of its technologies for use in the iPhone and iPad. Like other cases in the war, this will probably take some time to settle. And jury selection starts this week.”

By BY TERRENCE O’BRIEN, (engadget)

 

Kategori: Worldnews

Türkiye’deki Twitter Engeli ve Sonuçları

twitter

Geçtiğimiz günlerde yeni torba yasa ile yürürlük bulan internet üzerinde yer, hizmet ve erişim sağlayanlara getirilen yeni düzenlemelerin aka bininde  bir haftadır en ünlü sosyal paylaşım ağlarında biri olan  www.twitter.com ‘un Türkiye’deki kullanıcılar tarafından girilmesinin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı(TİB) engellemiş olması tüm Türkiye’deki kullanıcılarını üzdü.

Bu engellemenin sonrasında TİB’in resmi sitesinde yayınlanan www.twitter.com’un  enlenmesinin gerekçesi yayınlandı. Buna istinaden üç adet mahkeme kararı ve bir adet soruşturma evrakı dayanak gösterildi.

Ancak, 5651 sayılı, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla mücadele edilmesi hakkındaki Kanun’a göre; Erişin engellenmesi şu şekilde tanımlanmıştır :

 “Alan adından erişimin engellenmesi, IP adresinden erişimin engellenmesi, içeriğe (URL) erişimin engellenmesi ve benzeri yöntemler kullanılarak erişimin engellenmesini,”

 Bunun haricinde ilgili kanun maddesi içerisinde engellemenin nasıl olabileceği açıklanmıştır. Bu göre twitter engellemesi; iddia edilen yahut kesinleşmiş karar istinaden hak ihlali söz konusu olan içerik kapsamında olması gerekirken, yapılan engellemenin sitenin tüm içeriği ile engellenmiş oluşu isabetsiz bir işlemdir.

Bunu genel olarak bir örnekle açıklamak gerekirse bir sepette kırılmış bir yumurta için tüm sepetteki yumurtaları çöpe atmak hakkaniyetli bir yol olmayacaktır.

Çünkü, engellemeye konu teşkil eden içeriğin belirgin olması karşısında masum olan diğer geriye kalan kullanıcıların, esasına tamamına yakın kullanıcının;  haberleşme, yayın iletişim, özgürlüğünün ellerinden alınmış olması Anayasa’mıza aykırı bir durumdur.

Yapılan işlem ve masum olan diğer kullanıcıların haklarını engellemesi bu kullanıcıların hakları acısında idare aleyhine ayrı bir tazminat davasına konusu dahi olabilir.

Hali hazırda dün itibariyle İdare mahkemesi tarafından çıkan yürütmeyi durdurma kararının gerekçesi incelendiğinde engellemeye dayanak belgelerden mahkeme kararlarının sadece belirli hesapların engellenmesi yönünde aldığı karar karşısında TİB’in tüm twitter’ı engellemiş olması hakkaniyetli bulunmayıp yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.

İdare Mahkemesince yürütmeyi durdurma kararından sonra, TİB’e bu kararın resmi yoldan ulaşmasıyla engellemenin kalkması gerekecektir.

Muhtelif haber kanallarında 30 gün süre içerisinde engelleme kalkar şeklindeki yorumlamanın yanlış olacağı, hali hazırda İdare’nin gecikmesinde sakınca bulduğu için,  yürütmeyi durdurma kararı verdiği anlaşılması gerektiği  dolayısıyla TİB’in karar metni eline ulaşır ulaşmaz engellemeyi kaldırması gerekeceği kanaatindeyim.

Ayrıca bu engellemeye sosyal medya ve reklam kampanyaları ile ilgilenen iş koluna da iş hacminin daralması sonucunu doğurmuştur.

Doğal sonuç olarak reklamcıların müşterilerinin de yasaklı bir siteyi bütçelerine dahil etmek istemeyeceklerdir.

Bir başka açıdan, engelleme öncesi atılan twitlerle engelleme sonrası atılan twitler arsından pek fark olmadığını göz önünde bulundurulduğunda,  kullanıcıların mevcut engellemeyi baypas edip DNS ve VPN kullanarak twitter’a erişim sağladıklarını anlayabiliyoruz.

Türk Ceza Kanunu’muzda engellenmiş bir siteye girilememesinin bir suç tanımına karşılık gelmemesi sebebiyle ve suç da ve cezada kanunilik prensibi gereğince DNS ve VPN kullanılarak engellenmiş siteye girilmesi suç sayılamaz.

Bir hafta içinde VPN ülkemizde olabildiğince ünlendi. Hatta buna tabiri caiz ise VPN lobisi oluştu bile denebilir. Binlerce insan Twitter’a erişmeye çalışırken genelde yurt dışı kaynaklı bu VPN hesaplarına ücretlerini ödeyerek VPN servislerini erişmeye çalışıyor.

Daha ucuz bir şekilde Twitter’a girmek isteyenlerde bedava hizmetleri kullanarak Twitter’a ulaşmaya çalışmakta.

VPN hizmeti yararlı güvenli bir hizmet olarak görünse de esasında bütün trafik kayıtlarının VPN hizmet sağlayıcı tarafından  tutulabildiği bir sistemdir. Kullanıcı kötü niyetli bir VPN şirketinin eline düştüğünde, tüm kişisel verilerinin başkalarının eline geçmesine sebebiyet verebilir. Hele ki VPN üzerinden bankacılık işlemleri kullanma hatasına düşüldüyse, bankacılık bilgileri gibi değerli bilgilerin  de 3. kişilerin eline geçme ihtimali yüksektir.

Bu bakımdan  kullanıcıların bu gibi hizmetlerden yararlanırken çok dikkatli olmasını tavsiye ederim.

Suç işlememesine rağmen Twitter’a girmeleri engellenmiş masum kullanıcıların twitterlarına en kısa sürede rahatca kavusabilmeleri dileği ile.

Kategori: Medya

Kamuya Açık Ağlarda, Kişisel Bilgilerin( Facebook şifresi, kredi kartı bilgilgileri vb.) Güvenlik Zafiyeti, Gelinen Son Durum

free-wifiOfis ve  evlerimizde hayatımızı kolaylaştıran kablosuz ağa bağlanıp internete erişim alışkanlığımız keşke sadece kendi özel yaşam alanlarımızda kalsaydı.

Laptop, mobile vb. cihazlarımızdan kendi özel alanlarımız haricinde kamuya açık alanlarda şifresiz olarak hizmet veren, bağlandığımız Wifi ağları tehlike saçıyor.

Bu Wifi’lerin bazıları, kötü niyetli kişilerce o bölgenin en hareketleri olduğu zamanlarda şifresiz olarak insanları aldatıcı isimler ile Wifi alanları yaratarak o bölgedeki internete ihtiyacı olan kişilere cazip kılacak şekilde yayın yaparak bu ağlar  üzerinden internete erişilmesini izin veriyorlar. Bu ağları kullanan kullanıcılar, aslında kendi içlerinde, aynı kendi evlerimizde  modemimizin(router/modem) gördüğü görev gibi  bir LAN yani bir iç IP numarasını, bağlandığımız cihazlar otomatik olarak alıyorlar ve hiçbir şeyden habersiz ve bedava internet erişimi bulduğu için sevinen kullanıcı, öncesinde veya o anda  Browserlarından girmiş  oldukları tüm şifreler ve kredi kart bilgileri gibi kişisel bilgi ve belgeleri kötü niyetli kişiler tarafından elde edilebilir hale geliyor. Bunun dünyaca bilinen hacking yöntemlerinden, Sidejacking’dirEsasında kötü niyetli bir kişinin  bilgisayarınıza izinsiz uzaktan girerek, kişiler bilgilerinizi  almasından ziyade zaten aynı ağda olduğu kişiye zarar vermesi kötü niyetli kişi acısından  işinin daha da  kolaylaşması anlamına geliyor.

EK I *

Sidejacking-Hacking-USER-Accounts-on-LAN-WiFi

*Yukarıda …. adlı bir browser eklentisiyle tek bir tıklamayla diğer kullanıcıların bilgilerine erişilebildiğini gösteren sidejacking yöntemine ilişkin ekran görüntüsü.

Bu yolla bilgisayar veya mobile cihazınızla internette dolaşırken hiç farkında olmadan Facebook şifrenizin, mail şifrelerinizin veya örneğin bir uçak biletini internetten satın alıyorsanız kredi kart şifrelerinizin kötü niyetli insanların eline geçmesi ihtimali, insanı ürkütüyor.

EK II**

1 (1)

**Başka bir LAN ağdan şifre çalma yöntemiyle ilgili kullanılan program

Bu gibi Wifi ağlarını yayınlayan  kötü niyetli kişiler olabileceği gibi sadece bedava internet hizmeti almak isteyen bir kişi gibi herhangi bir  şifresiz ağa  kötü niyetli kişilerin bağlanıp diğer kullanıcılara saldırı düzenlemesi de muhtemeldir. Bu o bölgedeki yerel bir belediyenin verdiği bedava internet hizmetinde de yaşanabilir. Esasında halka hizmet halk yararına verilen bir hizmet dikkatli bir kullanıcı değilseniz zararınıza olabilir.

Diğer bir yandan  hizmetinden bedeli karşılığı yararlandığımız örneğin bir kafede birşeyler içerken,  Wifi şifresini sorup o işletmeye olan güvenimizden dolayı özgürce ağda gezinmemiz başka bir korkutucu durumdur. Bu örneğinde yukarıda anlattığım tehlikeler gibi;  şifreli ama kamuya açık bir ağ olması  ve dolayısı ile birbirinden bağımsız kullanıcılar içermesi sebebiyle farkı kalmayacaktır.

EK III***

WSG-500_L

*** Örnek bir işletmenin ağ yapısı

Peki bu durumlarla ilgili Türk Hukuk Sistemimizde ne gibi önlemler var ?

Türk Ceza Kanunu (TCK) bilişim sistemlerine girme ve orada kalma bilgi ve belgeleri izinsiz elde etme, kullanılamaz hale getirme, yok etme, sistemi çalışmasını engelleme  (DDOS) karşılığı olan ceza maddelerini, kişisel bilgilerin izinsiz ele geçirilmesi ilgili maddeleri  görebiliyoruz. Kötü olan; kullanıcıların o ağı dikkatsizce bir kereliğine kullanıp bir daha akıllarına bile getirmemeleridir. Ancak bir zaman sonra  internette bilgilerinin (kredi kartı bilgileri gibi)  kullanılması hatta bir bedel karşılığı satılması sonucu uğrayacakları zarar ile bu bilgilerin çalınmış olduğunu anlamalarıdır.

Pratikte uygulanan kanunlara baktığımızda internet ortamında işlenen belirli suçlarla içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden mücadeleye ilişkin esas ve usulleri düzenlemek amacıyla oluşturulan 5651 sayılı yasa karşımıza çıkmakta. Bu yasa esasında yukarıda örneklerini verdiğimiz kafe, otel, belediye gibi orak internet ağı sağlayan işletmelerin uyması gereken yükümlülükler. Bu yükümlülükler örneğin sunulan internet erişiminde kullanıcıların bilgilerinin “İç IP Dağıtım Logları” başlığı altındaki zorunluluklardır:

“kendi iç ağlarında dağıtılan IP adres bilgilerini, kullanıma başlama ve bitiş tarih ve saatini ve bu IP adreslerini kullanan bilgisayarların tekil ağ cihaz numarasını (MAC adresi) gösteren bilgileri” ifade etmektedir. Bu ifadede daha çok DHCP (Dynamic Host Configuration Protocol) gibi dinamik olarak IP alan sistemler tanımlanmış olsa da, genel olarak bir IP adresinin hangi bilgisayar tarafından kullanıldığının ve bu bilgiden yola çıkarak kullanıcı tespitinin yapılması amaçlanmaktadır.”(1 Kasım 2007 tarih ve 26687 sayılı Resmi Gazete ‘de yayınlanan yönetmelikteki tanımı )

Bu anlatımdan yola çıktığımız da işletmecinin mevcut mevzuata göre alması gereken elektronik kayıtlardan yani İç IP Dağıtım Logları’ndan bahisle bir kayıt altında tutulması amaçlanmıştır. Kanun koyucu burada,  ağa girenleri kayıt altına almayı delillendirmeyi amaçlamaktadır. Ancak MAC adresinin de değiştirilebilir olduğu düşünüldüğünde, bu kayıt yöntemleri kişisel bilgilerin güvenliği acısından yetersiz kalacağı kanaatindeyim.  İşletmelerin verdikleri internet hizmetlerine karşılık tutmakla yükümlü oldukları bu İç IP Dağıtım Logları haricinde başka bir yükümlülüğü olmadığı gibi, sunmuş olduğu ağda herhangi bir suç oluşmuş olduğu iddiası karşısında sadece tutmuş olduğu logları teslim etmesi haricinde başka bir sorumluluğu olmaması, ayrı bir handikaptır. Handikaptır diyorum çünkü kötü niyetli kişiler tarafından çok geniş bir oyun alanı hala mevcuttur.

Kullanıcı sistemlerine girildiğini bilgilerini çalındığı veya kopyalandığı düşüncesinde ise polise veya savcılığa başvuru yapıldığında  ön soruşturma evresinde  savcılık emriyle kullanıcının ağa erişim sağladığı araç teslim edilir ve ağa erişimi sağlayan yukarıda belirtilen loglamayı yapan ağ aracından ivedilikle loglar talep edilir, diğer bazı özel yöntemlerle kimlik tespiti için yardımcı  deliller toplanır,  diğer yandan elbette kişisel bir bilgi çalındıysa (kullanıcı adları ve parololar) bunları kötü amaçla kullanımı muhtemeldir. Böylece, çalınan bilgilerin nerede kimlerce kullanıldığının tespiti yapılarak sisteme giren kişi teşhis edilmesi kolaylaşacaktır.

Bu aşamada savcılık soruşturmasını tamamladığında şüphelileri suç istinadı ile belirleyip konuyu mahkemeye taşır. Sanık/lar TCK 243 maddesi gereğince; “Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren ve orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir. ” Ayrıca sisteme izinsiz giren/ler sistemlerdeki bilgileri bozma yok etme durumu da söz konusu ise yukarı sınırı 2 yılı bulan hapis cezası  bilişim sistemini izinsiz giren  kişiye hakim tarafından verilebilir.

Şirketlerin bilişim sistemlerine girilmesi  daha farklı sonuçlar doğurabiliyor. Bu bakımdan şirketin şirket bilgilerinin korunması çok daha farklı konu başlıkları  içeriyor. Bu konuya ileriki makalelerimizde ayrıntılı bir şekilde değineceğiniz ancak şunu belirtmekte fayda var kişisel bilgiler bir şahsın özel bilgileri olurken bir şirketin yani tüzel bir kişinin de özel bilgileri olması yadsınamaz bu halde hatta özel bilgiler olmasından ziyade ticari, rekabet içeren bilgilerde olması kaçınılmazdır. Bu aşamada kişiler bilgilerin güvenliği konusu dar anlamda incelendiğinde bireysel kullanıcıları geniş ve ticari anlamda bakıldığında ise tüzel kişilikleri görebiliyoruz. Tüzel kişiliklerin en belirgin başka bir farkı ise bilgilerinin çalınma ihtimalinin minimize edilmiş olması gereğidir. Çünkü tüzel kişiler bireysel kullanıcılara nazaran,  var oluşlarını ticari hayatlarındaki güvene dayılı olduğu açıktır. Çoğu zaman bir şirketin bilgilerinin ele geçtiğinin duyulması o şirkete duyulan güvenin yitirilmesi dolayısıyla çalışamaz hale gelmesi sonucunu doğurmaktadır.

Tekrar konumuz olan bireysel kullanıcılara geri döndüğümüzde; Ucuz etin yahnisi yavan olur. Acil bir durum olmadığı sürece kendi denetimimizde olmayan kamuya açık Wifi ağına bağlanmayı tercih etmemek gerekir. Eğer bağlanmak zorunda kalındıysa kesinlikle , HTTPS (Secure Hypertext Transfer Protocol- güvenli hiper metin aktarım iletişim kuralı) kullanan bir browser kullanmalı ve ayarları bu şekilde yapılandırmalı, tüm sizi izleyici bilgileri tutulması engellenmeli, mail ve diğer bilgiler  şifreli olarak aktarılmalı, ancak bu anlatılanlar dahi ortak ağlarda yeterli olmayacaktır.  Bu sebeple  Proxy veya VPN servisleri kullanarak ağı kendimize özel şifreli hale getirerek internet erişimi sağlanmalıdır. Elbette VPN dediğimiz servisinde loglarınızı ve bilgilerinizi tuttuğu düşünüldüğünde yine bedava bir VPN servisi kullanmamalı kullanılacak VPN servisinin hukuki acıdan  üyelik sözleşmesi incelenmeli ve ne tür bilgileri barındıracağı dikkatlice incelenmelidir. Yine bu serviste de bedava olanların tercih edilmemesi gerekeceğini düşünüyorum.

Son olarak ve yeri gelmişken, Kişisel Bilgilerin Güvenliği Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın halen yasalaşmadığını altını çizerek, bu kanun ile ülkemizde kişisel bilgilerin daha önemsenmesini daha sağlam hukuki bir alt yapıya ulaşmasını diliyorum. 

Kategori: Makaleler

IDC BT Güvenliği Konferans Serisi 2013 Paneli

1

Sırasıyla; Nevin Cizmecioğulları (Moderatör), Tamer Şahin (TerraMedusa), Dr. Murat Güneştaş (Emniyet Genel Müdürlüğü), Murat Serkan Atlı (Atlı & Atlı Hukuk Bürosu),  Hakkı Tok (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilgi İşlem Daire Başkanı), Dr. Yunus Emre Kunt (Yazılım ve Donanım Destek Hizmetleri Müdürü)

2

 

  • Bilişim Hukuku’nda yanlış düzenlenmiş maddeler, hackerlara teşvik niteliğinde,
  • Yeni kanun düzenlemesi ihtiyacı,
  • 1981 yılından beri sürüncemede kalan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu.
  • Kurumsal anlamda data güvenliği,
  • Elektronik Ticaret Hukuku, Elektronik Haberleşme Hukuku, Bilgi Güvenliği, konularında kişi ve kurumların eğitimi nasıl olmalı ?

Bugün itibariyle bilişim teknolojilerinde bulut sistemlerinin ne kadar güvenli olup olmadığını  tartışırken,  bundan 20 yıl sonra yine aynı yerde, bu sefer başka sistemleri tartışıyor  fakat hepimiz hali hazırda bulut kullanıyor olacağız.
Kamu kurumlarının çekinceleri herkesin bulut sistemine geçmemiş oluşu. Oysaki, kamu kurumları da bu sisteme hazır.
Yarın kimsenin elinde somut olarak tuttuğu bir bilgisayarı kalmayacak her şey internet üzerinde depolanacak. Masaüstü bilgisayarlar daha pahalı ve lüks kalacak.

Kategori: Medya