Atatürk’ün El Yazısı Font Oldu

 

 

 

 

 

 

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet  ilan edilmesi anısına 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı yaklaşırken bu paylaşımı yapmayı uygun gördüm.

Umarım sizi de benim kadar etkiler.

Aşağıdaki  Cumhuriyet Gazetesi linkinden Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi el yazısının  Office Word Pogramında kullanabileceğiniz  font’una ulaşabilirsiniz.

Cumhuriyet Gazetesi Linki

 

Kategori: Medya

TURKISH CITIZENSHIP REQUIREMENTS WERE CHANGED

 

 

What was the previous requirement for acquiring Turkish Citizenship?

The Turkish government requested one of these below options from foreign people to be Turkish Citizen;

  • A Foreigner had to do fixed capital investment at least USD 2.000.000 confirmed by the Ministry of Economy.
  • A Foreigner who was purchasing a real estate for a minimum value of USD 1.000.000, within annotate on deed record for nonsalable for three years which was confirmed by the Ministry of Environment and Urbanization.
  • A Foreigner who, through his business, must constitute employment for at least 100 Turkish people which needed to confirmed by the Ministry of Labour and Social Security.
  • A Foreigner who deposited into his Turkish Bank Account at least USD 3.000.000 and held it for a minimum of three years, this period had been determined by the Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK).
  • A Foreigner who invested in Treasury bonds or any type of government loan instruments worth minimum USD 3.000.000 and maintained them for three years, under the supervision of the under Secretariat of the Treasury.

 

What are the differences between previous and new “Exceptional Citizenship”?

According to the “Application of Turkish Citizenship Code, Article 20” was changed on 18th September 2018 by the president of the republic. With the New Regulation, the “Exceptional Citizenship” requirements options of value were reduced dramatically.

According to the new regulation, if the foreign people complete one of these below requirements, they are going to obtain a Turkish Citizenship;

  • A foreigner must do fixed capital investment minimum USD 500.000 (or its equivalent value in Turkish Lira or in foreign currency) confirmed by the Ministry of Industry and Technology.
  • A minimum value of purchasing real estate was decreased to USD 250.000 (or its equivalent value in Turkish Lira or in foreign currency). However, other requirements were not changed by the government. For this reason, The Foreigner who purchases a real estate, cannot sell it within 3 years from the purchase date and this purchasing should be confirmed by the Ministry of Environment and Urbanization.
  • A Foreigner must employ at least 50 Turkish people. It should be confirmed by the Ministry of Family, Labour, and Social Security. Hence, that requirement was decreased by 50%.
  • A Foreigner who deposits into the Turkish Bank Account at least USD 500.000 (or its equivalent value in Turkish Lira or in foreign currency) for three years, is determined by the Banking Regulation and Supervision Agency (BDDK).
  • A Foreigner who invests in Treasury bonds or any type of government loan instruments worth USD 500.000 (or its equivalent value in Turkish Lira or in foreign currency) and holds them for three years, under the supervision of the Ministry of Treasury and Finance.

 

“Exceptional Turkish Citizenship” Differences

Between Previous and Present

Obligation Previous Present
Investment of Fixed Capital $ 2.000.000 $ 500.000
Purchasing A Real Estate $ 1.000.000 $ 250.000
Employment 100 Turkish People 50 Turkish People
Hold Deposit into The Bank $ 3.000.000 $ 500.000
Invest in Treasury Bonds or Any Type of Government Loan $ 3.000.000 $ 500.000

 

 

Kategori: Düzenleme

UYAP Döküman Editörü Programı Mac Os’da Nasıl Kurulur?

 

UYAP döküman Editörü Programı’nın Mac OS versiyonu çıktı. Artık Macintoshlarınızdan UYAP Döküman Editörü’nde “.udf ” formatında dökümanı mobil imza ile ya da elektronik imza ile belge imzalayıp sorunsuz bir şekilde UYAP sistemine belgelerinizi gönderebilirsiniz.

Bu bölümde ayrıntılı olarak sanki ilk defa yapıyormuşsunuz gibi resimli olarak açıklamaya çalıştım.

İlk önce sistemde Java sürümü yok ise https://www.java.com/en/download/ bu linkten java’yı mac’e indirin ve çalıştırın.

Ardından http://www.akiskart.com.tr/tr/destek.html adresinden en alt sekmede olan Mac versiyonunu  Mac OS için indirin ve çalıştırın. Her ne kadar El Capitan versiyonu olduğunu söylese de en son sürüm olan Mojave’de de çalışıyor.

Son olarak asıl program olan http://www.uyap.gov.tr/destek/uyapmac.zip Uyap Döküman Editörünü indirip çalıştırın.

 

***Bu programları yüklerken güvenlik uyarısı verdiğinden verilen uyarıya tamam dedikten sonra ayarlardan güvenlik bölümüne girip her programa tek tek onay vermeniz gerekiyor.

İkinci basamak olarak yukarıdaki işlemleri tamamladıktan sonra  Mac Os üzerinden UYAP’a Giriş programını kullanarak UYAP’a giriş yapabilirsiniz.

Bunun için Google arama motoruna; UYAP Avukat yazdığınızda ilk çıkan sekmede aşağıda olduğu gibi, (bu link değişken olabildiğinden size bu şekilde göstermek istedim.)

Açılan sayfada sağ üst köşedeki girş seçeneklerini tıkladıktan sonra Yeni UYAP Uygulaması ile giriş bölümünden UYAPgirş adlı java programını indirmelisiniz

Bu aşamadan sonra herşey Windows İşletim Sistemi’nde olduğu gibi ilerleyecektir.

*** Ancak önemli bir ayrıntı daha var ki o da sisteme girdiğinizde Safari programı varsayılan olduğundan Safari programında açılacaktır. Safari kullanımında bazı zorluklar ortaya çıkacağından tavsiyem aşağıdaki resimde belirttiğim ayarları yaparak Chrome tarayıcıyı seçmeniz . Böylece UYAPgiriş programı ile girdiğinizde direkt olarak Chrome Tarayıcısını önünüze getirecektir.

Tüm meslektaşlara iyi çalışmalar dilerim.

Av. Murat Serkan Atlı

Kategori: Haberler, Medya

Parekende Ürünlerde Düzenleme

 

 

 

FİYAT ETİKETİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

(18.09.2018 300539 sayılı)

Parekende satışta etiketlerde yer alması zorunlu olanlara iki yeni düzenleme daha eklenmiştir.

d)Malın satış fiyatı ve birim fiyatının uygulanmaya başlandığı tarih,
e)Üretim yeri Türkiye olan mallar için Bakanlıkça tespit ve ilan edilen şekil, logo veya işaret.

 

Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Etiketlerin” ibarelerinden sonra gelmek üzere “tarife ve fiyat listelerinin” ibareleri eklenmiştir.

 

PERAKENDE TİCARETTE UYGULANACAK İLKE VE KURALLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

(28.09.2018 30549 sayılı)

MADDE 1 – 6/8/2016 tarihli ve 29793 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliğin 12/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 12/C maddesi eklenmiştir.

Perakende işletmelerce üretici ve tedarikçiye yapılacak ödemeler

MADDE 12/C – (1) Hızlı tüketim mallarının satışının yapıldığı büyük mağaza ve zincir mağazalar ile bayi işletme ve özel yetkili işletmelerce, 5362 sayılı Kanunun 62 nci maddesi ile 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 12 nci maddesi çerçevesinde azami fiyatları tarifeyle belirlenen malların temini karşılığında üretici ve tedarikçiye birim miktar başına yapılacak ödeme, tarifedeki azami fiyatın yüzde seksenbeşinden az olamaz.”

 

 

 

Kategori: Düzenleme

DOLAR’A KARŞI GELİN !

DOLAR’ın 7.TL olması “Mücbir Sebep” ‘tir. Dolar’a karşı gelin!

Devalüasyon niteliğindeki artış karşısında önceden öngörmeniz mümkün olmayarak yaptığınız sözleşmelerdeki zorunluluklardan kurtulmak için hakim müdahalesi ile uyarlama isteyebilir veya sözleşmeyi fesih edebilirsiniz.

Sözleşmenin ifası sırasında hal ve şartların değişmesi durumunda doğruluk ve dürüstlük kuralları gereği sözleşmenin hakim müdahalesi ile yeni koşullara göre uyarlanması mümkündür. Her ne kadar tacirler arasında sözleşeme serbestisi olsa da bir taraf zenginleşirken diğer tarafın aşırı zarar görmesi Türk Medeni Kanun 2. maddesi doğruluk ve dürüslük kurallarına aykırı düşer.  Buna ‘sözleşmenin değişen şartlarına göre uyarlanması’ başka bir değişle Emprevizyon Teorisi (öngörülemezlik teorisi) de diyoruz. Bu bağlamda dayanağını Türk Borçlar Kanunu 138. maddesi; aşırı ifa güclüğünden de alarak taraflar arasındaki sözleşme hakim müdahalesi ile uyarlanabilir yada fesih edilebilme imkanını borçlunun kullanması mümkündür.

Kategori: Haberler

İFLASIN YENİ ERTELENME ŞEKLİ KONKORDATO SÖZLEŞMESİ

iflasın ertelenmesinin yerine gelen yeni çözüm

Yatırım ortamının iyileştirilmesi amacıyla; 7101 sayılı “İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 28 Şubat 2018 tarihinde kabul edildi. İflas erteleme, aktif ve pasiflerinin oranladığınızda pasiflerinin o an için çok gözüktüğü ancak belli bir zaman diliminde işletmenin çalışarak bu durumu aşabileceği kanaati oluşabilirse ve diğer koşullar oluştuğunda iflas erteleme talepleri kabul olabiliyordu. Ancak bu kurumu kötü niyetli olarak kullanan şirketlerin varlığı da az değildi.  İflas ertelemedeki genel mantık değerlendirildiğinde ve   kötü niyetli bir erteleme olduğu tasavvur edersek alacaklıların mağdur olduğu yadsınamaz bir gerçek haline geliyordu. Hatta bu süreç 4 yıla kadar uzayabilmekteydi. Uygulamada iflas kararının temyiz edilmesi halinde temyiz sonuçlanıncaya kadar da uzatıldığı olaylara rastlanmaktaydı.

669 sayılı 31.07.2016 tarihli KHK ile birlikte iflas erteleme kararı verilmesi yasaklanmıştı. 7101 sayılı kanun ile birlikte, kötü niyetli olarak sıklıkla başvurulan “İflas Erteleme” yolu kapatıldı. 7101 sayılı Kanun, İcra ve İflas Kanunu’ nun 12. Bap’ ın da yer alan “Konkordato ile Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması” başlığı altında önemli değişikliklere sebep olmuştur.

“KONKORDATO” NEDİR VE KİMLER BAŞVURABİLİR

İcra ve İflas Kanunu’nda yer alan tanımıyla, Konkordato; borçların yeniden yapılandırılması suretiyle iflasa tabi borçluların mali durumunun düzeltilerek iflastan kurtulmasını, diğer borçluların ise mali durumunun düzeltilmesini amaçlayan, alacaklıların da belirli bir tenzilatla veya vadede alacağına kavuşmasını sağlayan ve mahkemenin tasdikiyle taraflar açısından bağlayıcı hale gelen bir anlaşmadır.

Bu yönteme sermaye şirketleri ve kooperatifler başvurabildiği gibi tacir olmayan kimselerde başvuruda bulunabilir.

İİK.  285/2 Maddesine göre, iflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı da, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir. Yani borçlularla birlikte iflas talebinde bulunmaya yetkili alacaklılar da konkordato talep edebilecekler.

Konkordato müessesesi 4 farklı türe, sürece göre ayrılabilir:

  • Adi Konkordato
  • İflastan Sonra Konkordato
  • Mal Varlığının Terki Suretiyle Konkordato
  • Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması

Biz bu makalemizde çoğunlukla talep görecek Adi Konkordatoya değinmeye çalışacağız. Diğer türler veya ek sorularınız için info@atli.av.tr adresinden ayrıntılı bilgi talep ediniz.

ADİ KONKORDATOYA BAŞVURU VE SÜREÇ

Adi konkordatoya başvuru yapılırken mahkeme, İcra ve İflas Kanunu 286 maddesine göre konkordatonun nasıl olacağına dair bir ‘ön proje’ şeklinde sunulması beklenir. Bu ‘ön proje’ şunları ihtiva eder; borçlu, borçlarını ne oranda ödeyeceğini, vadesini, mevcut mallarını satıp satmayacağını, sermaye koyup koymayacağını, kredi çekip çekmeyeceğini vb. konular belirtir. Konkordato projesi, SPK veya Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nca yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu eşliğinde hazırlanır ve diğer belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğu mahkemece tespit edildiğinde yine mahkeme geçici mühlet kararı verecek ve borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacaktır. Bu geçici mühlet kararı ile birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından takip edilmesi için geçici konkordato komiseri/leri görevlendirir.

Mahkemenin verdiği geçici mühlet süresi 3 (üç) ay olup, gerekli görüldüğü durumlarda 2 ay daha uzatılabilir ancak bu süre 5 (beş) ayı geçemez.[1]

Mahkeme konkordato talebini dosyadaki tüm beyanlar proje ve raporlar ışığında değerlendirip karar verir. Değerlendirme (ön projenin değerlendirilmesi) sonucunda konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması halinde borçluya mahkeme tarafından 1 (bir) yıllık kesin mühlet verir. Bu süre uygun koşulların varlığı halinde 6 (altı) aya kadar ek süre (uzatma süresi ile toplamda 18 ay) verilmek suretiyle uzatılabilir. [2]

Kesin mühlet kararı ile beraber veya kesin mühlet kararı içerisinde 7 (yedi) alacaklıyı geçmemek, herhangi bir ücret takdir edilmemek ve tek sayıda olmak kaydıyla ayrıca alacaklılardan oluşan bir kurul oluşturulabilir. Alacaklılar kurulu her ay en az 1 (bir) kere toplanır ve hazır bulunanların oy çokluğu ile karar alırlar. Bu kararları konkordato projesine atanmış olan komiser de alınacak olan kararları katılanların imzası alınmak sureti ile tutanağa bağlar. Alacaklılar kurulu mahkeme tarafından atanmış olan komiserin faaliyetlerini denetler, tavsiyelerde bulunabilir ve komiserin faaliyetlerini yetersiz buldukları hallerde, mahkemeye gerekçeli rapor sunarak komiserin değiştirilmesini talep edebilirler.

Genel olarak Konkordatoyu iki aşamalı olarak düşünmek gerekir. Kanun koyucu Konkordato projesinin hazırlanması için gerekenler ve Konkordato Projesinin kabul edilmesi için gerekenler olarak iki ayrı ama iç içe geçmiş şekilde düzenlemiştir.

Kesin Mühlet Verildikten Sonra ki Konkordato Projesinin Kabulü için;

  1. a) Kaydedilmiş olan alacaklıların (alacaklı sayısı olarak) ve alacakların (toplam alacaklılar kurulunda kaydedilmiş borç esas alınır) yarısını kapsamalı veya
  2. b) Kaydedilmiş olan alacaklıların dörtte birini (alacaklı sayısı olarak) ve alacakların üçte ikisini (toplam alacaklılar kurulunda kaydedilmiş borç esas alınır), aşan bir çoğunluk tarafından imza edilmiş ise kabul edilmiş sayılır.[3]

KESİN MÜHLET SÜRESİ İÇERİSİNDE BORÇLUNUN DURUMU

Öncesinde anlattığımız geçici mühlet (ön proje aşaması) ve kesin mühlet (1 yıl, uzatmanın gerektirdiği hallerde en fazla 18 ay) içinde borçlu aleyhine vergi, harç, SGK pirimi gibi hem kamu hem de özel kişi alacakları için hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur, ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz kararları uygulanmaz, bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez. Ancak bunların istisnası olarak ön proje için verilen geçici süreler de dahil olmak üzere son bir yıla ait işçi alacakları ve nafaka alacakları için haciz yapılması mümkündür.

Tasdik edilen konkordato projesi aksine hüküm içermediği takdirde kesin mühlet tarihinden itibaren rehinle temin edilmemiş her türlü alacağa faiz işlemesi durur.

KESİN MÜHLET İÇERİSİNDE KONKORDATONUN TASDİK EDİLMESİ

Alacaklılar toplantısında ve iltihak süresi içinde verilen oylarla kabul edilen konkordato projesinin tasdiki aşağıdaki şartların gerçekleşmesine bağlıdır:

  1. Adi konkordatoda teklif edilen tutarın, borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktardan fazla olacağının anlaşılması; malvarlığının terki suretiyle konkordatoda paraya çevirme hâlinde elde edilen hasılat veya üçüncü kişi tarafından teklif edilen tutarın iflâs yoluyla tasfiye hâlinde elde edilebilecek bedelden fazla olacağının anlaşılması.
  2. Teklif edilen tutarın borçlunun kaynakları ile orantılı olması (bu kapsamda mahkeme, borçlunun beklenen haklarının dikkate alınıp alınmayacağını ve alınacaksa ne oranda dikkate alınacağını da takdir eder).
  3. Konkordato projesinin yukarıda belirtmiş olduğumuz alacak ve alacaklıların çoğunluğu ile kabul edilmiş olması.
  4. İİK m. 206 da yer alan birinci sıra imtiyazlı alacaklar yani; işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş alacakları, işverenlerin işçiler için yardım sandıkları veya derneklere olan borçları ve son bir yıl içinde aile hukukundan doğan her türlü nafaka alacakları; alacaklarının tam olarak ödenmesinin ve mühlet içinde komiserin izniyle akdedilmiş borçların ifasının, alacaklı bundan açıkça vazgeçmedikçe yeterli teminata bağlanmış olması.
  5. Konkordatonun tasdikinin gerektirdiği yargılama giderleri ile konkordatonun tasdiki durumunda alacaklılara ödenmesi kararlaştırılan para üzerinden alınması gereken harcın, tasdik kararından önce, borçlu tarafından mahkeme veznesine depo edilmiş olması.

Bu aşamada Mahkeme konkordato projesini yetersiz bulursa kendiliğinden veya talep üzerine gerekli gördüğü düzeltmenin yapılmasını isteyebilir. Ayrıca, Konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçlunun borçlarını hangi takvim çerçevesinde ödeyeceği belirtilir. Bu kararda, tasdik edilen Konkordatonun yerine getirilmesini sağlamak için kayyım atanabilir. Kayyım borçlunun işletmesinin durumunu ve projeye uyup uymadığını 2 (iki) ayda bir tasdik kararı veren mahkemeye rapor olarak sunar, alacaklıların bu raporu inceleme yetkileri de vardır.

Herhangi bir şekilde konkordato tasdik edilmez veya kesin mühlet içerisinde konkordato borçlusunun yapmış olduğu hata ile konkordato ret edilirse, borçlunun iflâsa tabi şahıslardan olması ve doğrudan doğruya iflâs sebeplerinden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme, borçlunun iflâsına re’sen karar verir.

Sonuç olarak;

7101 sayılı “İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile yapılan değişikliklerle birlikte alacaklıların gerek bireysel gerekse kurul oluşumu ile daha önceki iflas erteleme kurumuna nazaran, daha ön planda olması ve alacaklıların alacağı kararlarında (alacaklılar kurulunda oy çoğunluğu kararları) Konkordatonun tasdiklenmesinde rol oynayacağı görülmektedir. Önceki düzenleme olan İflas ertelemede; bilirkişi ve kayyum kurumunun ön planda olma durumu varken, Konkordatoda alacaklılar ve kolektif olarak Alacaklılar Kurulunun karar alma, raporlama ve bir nevi denetim kabiliyetinin mevcudiyeti sebebiyle farklılıklar ve aktif rol almaları söz konusu olabilmiştir.

Konkordato talep eden borçlunun bu süreç içerisinde malvarlıklarını elden çıkarmamasına yönelik tedbir konulması ve aynı zamanda alacaklıların borçlunun mallarının satışını yapamaması, borçluya karşı yapılan icra takiplerinin durdurulması ve herhangi bir satış tehdidi altında bulunmaması borçlunun ticaretine devam edip Konkordato projesine uygun şekilde ödemelerini yapmasına imkân sağlamaktadır.

Anlaşılacağı üzere birden fazla denetim mekanizmasını kendi içinde barındıran Konkordatoda, alacaklılarında aktif rol alarak sisteme dahil olması sayesinde daha saydam ve daha denetlenebilir bir süreç ortaya çıktığından eski düzenlemelerden daha doğru ve kesin sonuçlara tüm taraflar açısından ulaşılabilecektir.

Daha ayrıntılı sorularınız için info@atli.av.tr adresinden iletişime geçebilirsiniz.

 

[1] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 287

[2] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 289

[3] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 302

Kategori: Haberler, Makaleler

YURT DIŞI TEBLİGAT VE İSTİNABE TALEPLERİNDE UYULMASI GEREKEN USUL VE ESASLARA DAİR TEBLİĞ

 

Yurt dışına gönderilecek tebligatlarda  ve istinabe taleplerinde uyulmasi gereken usul ve esaslara dair tebliğ 27 Aralık 2017 tarihinde yayınlanmıştır. Ülkelere gmre masraflar yatırılış şekli açık bir şekilde düzenlenmiştir.

Yurt dışı tebligat ve istinabe taleplerinde uyulmasi gereken usul ve esaslara dair tebliğ için tıklayınız

Kategori: Düzenleme

2007 – 2011 YILLARI ARASINDA İLGİLİ BANKALARDAN KREDİ ÇEKENLER 3 KATA KADAR TAZMİNAT ALABİLİYOR.

İlgili bankalara kötü haber

Kartel Nedir ve Kimler Oluşturmuştur ?

Kartel; rekabeti sınırlayıcı anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim, durumun kötüye kullanılması halinde verilecek para cezalarına ilişkin Yönetmelik’in 3. maddesi “ç” bendi hükmüne göre; Kartel, fiyat tespiti, müşterilerin, sağlayıcıların, bölgelerin ya da ticaret kanallarının paylaşılması, arz miktarının kısıtlanması veya kotalar konması, ihalelerde danışıklı hareket konularında rakipler arasında gerçekleşen rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylemleri ifade eder.

Rekabet Kurulu 08.03.2013 tarihinde  aşağıda yer alan 12 bankanın 21.08.2007 ve 22.09.2011 tarihleri arasında; mevduat, kredi, kredi kartı konularında birlikte fiyat tespit etmek amacıyla “kartel oluşturduğu” tespit edilmiştir.

  1. Akbank T.A.Ş. (AKBANK),
  2. Denizbank A.Ş. (DENİZBANK),
  3. Finans Bank A.Ş. (FİNANSBANK),
  4. HSBC Bank A.Ş. (HSBC),
  5. ING Bank A.Ş.(ING),
  6. Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB),
  7. Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (GARANTİ), (Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.(GÖSAŞ) ve Garanti Konut Finansmanı Danışmanlık A.Ş. (GKFD) )
  8. Türkiye Halk Bankası A.Ş. (HALKBANK),
  9. Türkiye İş Bankası A.Ş. (İŞ BANKASI),
  10. Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. (VAKIFBANK),
  11. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. (YKB)
  12. C. Ziraat Bankası A.Ş.(ZİRAAT)

               Bu 12 banka 21.08.2007 ve 22.09.2011 tarihleri arasında kartel oluşturarak (kendi aralarında anlaşarak) faiz oranlarını suni olarak arttırmışlardır. Bu tarihler arasında yukarıda belitilen bankalardan çekilen krediler aşağıda açıklanmaya çalışıldığı üzere ilgili mevzuat gereği üç kata kadar fazla ödenmiş bedelin geri tazmini söz konusu olabilmektedir.

3 Kata Kadar Tazminat Nasıl Alınabilecek ?

         Yukarıda yer alan 12 banka ilgili tarih aralığında kendi aralarında kartel faizi oluşturarak serbest piyasayada ki dengeleri bozmuş ve Rekabet hukukuna aykırı davrandıkları tespit olunduğundan; 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 57. Maddesinde Tazminat Hakkını düzenlemekte olup, aynı kanunun 58. Maddesinin son fıkrasındaki

“Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hâkim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.  hükmüne göre de, kredi çeken taraf bu tarihlerde yukarıda yer alan bankalardan konut, ihtiyaç veya taşıt kredisi almış olduğu ve  normalde (serbest piyasa faizi) faiz oranını daha düşük ödenmesi  gerekirken kartel faiziyle birlikte daha fazla faiz ödeyip zarara uğramış olması mümkün olabilmektedir.  Bu konunun anlaşılması için ilgili banka ile kredi çeken taraf arasındaki sözleşmenin incelenmesi gerekir.

                Örneklendirmek gerekirse;

        Rekabet Kurulu’ nun (13-13/198-100 karar sayılı, 08.03.2013 tarihli) gerekçeli kararında yer alan Belge-6 değerlendirmesi bölümündeki Tablo 16 da yaptığı tespitler şu şekildedir;

Kartel faizi hesapları

                Buna göre;

  • Konut kredilerinde 15 baz puanlık (0,15),
  • İhtiyaç kredilerinde 10 baz puanlık (0,10),
  • Taşıt kredilerinde 5-20 baz puan arasında (0,5-0,20) bir kartel uzlaşması (ortak faiz artırımı) söz konusudur.

         Örneğin; 100.000 TL 48 ay vadeli taşıt kredisi çekilmesinde, kartel faizinin 1.10 olduğunu serbest piyasa faizinin de %1.0 olduğunu düşünürsek, kredi çekenin (serbest piyasa faiziyle hesaplandığında) 132.132 TL ödemesi gerekirken, kartel faizi %1.10 olarak hesaplandığında 135.640 TL ödenmiş olduğu düşünülür. Kartel faizinin kredi çekene zararı 3.508TL’dir. Kredi çeken dava yolu ile bu miktarın 3 katını talep edeceğinizden 10.524TL tazminata kadar geri alması mümkündür.

            Yine başka bir örnek olarak; 800.000 TL 120 ay vadeli konut kredisi çekiminde, kartel faizinin 1.15 olduğunu serbest piyasa faizinin de %1.0 olduğunu düşünürsek, kredi çekenin (serbest piyasa faiziyle hesaplandığında) 1.377.321 TL ödemesi gerekirken, kartel faizi %1.15 olarak hesaplandığında 1.479.035 TL ödüyor olacaktır. Kartel faizinin kredi çekene zararı 101.714 TL’ dir. Siz dava yolu ile bu miktarın 3 katını talep edeceğinizden 305.142TL tazminata kadar geri alınması mümkündür.

            Yukarıda örnek olarak verilen bedeller elbette ki kredi çekenin kredi tutarının hesabında farklılık gösterecektir. İlgili mahkeme gerektiğinde konu ile ilgili bilirkişi atayarak konuyu teknik açıdan inceleterek kesin rakamlara ulaşacaktır.

Tazminatı Kimler İsteyebilir ve Zamanaşımı Süresi Nedir?

         Tüketiciler, Tacirler ve Kamu Kurumları (özellikle kamu mevduatları bakımından) 21.08.2007 – 22.09.2011 tarihleri arasında yukarıda belirtilen işlemleri yapmışlar ise bu tazminata hak kazanırlar.

          Zamanaşımı sözleşme tarihinden (mevduatı yatırdığınız, krediyi çektiğiniz veya kredi kartını kullandığınız tarihten) itibaren başlatılsa dahi 21.08.2007 tarihinde çekilmiş olan krediler veya açılan mevduat hesapları için zamanaşımı 21.08.2017 (10 yıllık zamanaşımı) tarihinde dolacak demektir.

         10 yıllık zamanaşımı süresini geçirmeden kartel faizine ilişkin fazla tutarların 3 katına kadar iade alma imkanı bulunmaktadır.

Av. Murat Serkan Atlı

www.atli.av.tr / info@atli.av.tr

Kategori: Makaleler

‘VASİYETNAME’ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

VASİYETNAME USULÜ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER
VASİYETNAME USULÜ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Vasiyetname, kişinin mevcut mal varlıkları üzerinde hayattayken yapmış olduğu ancak ölümünden sonra sonuç doğuracak şekilde tasarruf imkanı sağlayan ve miras bırakanın ölümüne kadar bir çok defa değiştirebileceği ve ölümü tarihine en yakın olanın geçerli olacağı, Türk Medeni Kanunu 531 maddesi ve devamında açıklandığı üzere şekle bağlı miras bırakanın kendi el yazısı ile veya resmi memur ( Resmi memur, sulh hakimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli) tarafından düzenlenebileceği gibi harp ve  olağanüstü hallerde deprem, sel, ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi gibi yazılı yapılamayan hallerde sözlü olarak düzenlenebilen ve Türk Medeni kanununda düzenlenmiş hukuki işlemdir. Bu genel tanımdan sonra vasiyetnamenin usuli açıdan geçerli olabilmesi için Türk Hukuk Sistemi kişinin bu tasarrufunu belirli usullere ve sınırlara tabii kılmıştır.

Genel olarak bir vasiyetname olmaksızın durumu örneklersek; Mirasçılar, miras bırakının ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazanırlar (Türk Medeni Kanunu 599) Dolayısıyla ölen kişi vasiyetname yapmaz ise malvarlıkları olduğu gibi Türk Medeni Kanununda belirtilen oranlarda eşi ve çocuklarına geçer, çocukları yoksa eşi ve anne, babasına geçer, eşi de yoksa anne ve babasına geçer, anne ve babası yoksa kardeşleri ve kardeşlerinden olan çocuklarına geçer. Onlar da yoksa büyük anne ve babasına onlar yoksa onların çocuklarına geçecektir. Uzun tanımlamanın yanında evlilik dışı doğup da tanıma veya hakim hükmüyle soy bağı kurulmuş olan çocuklar da baba yönünden evlilik içi doğmuş olanlar gibi mirastan pay alırlar. (Türk Medeni Kanunu 495, 496, 497, 498)

Miras bırakan, mal varlığının  ancak yasal mirasçılarının saklı paylarına müdahale etmeyen kısmı için tasarrufta bulunabilir. Aksi halde  kanun, miras bırakan tüm varlığını başka şahıslara veya varislerinden birine vasiyet etse bile saklı pay sahibi olan ve saklı payının ihlal edildiğini düşünen kanuni varislerinden her biri  (Türk Medeni Kanunu 549, 560 vd.) hükümlerine göre kanuni mirasçının saklı payının ihlal edildiğini öğrendiği tarihten itibaren başlayarak bir yıl ve her halde 10 yıl içinde tenkis davası açma hakkını kullanmalıdır. Ancak hukukumuzda kimse hak sahibi olduğu davayı açmaya zorlanamaz, kanuni mirasçı isterse kendi inisiyatifi ile bu davayı açabilir. (Hukuk Muhakemeleri Kanunu 24.mad)

Saklı paya ilişkin düzenleme ise Türk Medeni Kanunu 506. Madde ’sinde, belirtildiği şekilde saklı pay oranları; çocukların saklı payının yasal miras payının yarısı, eş için altsoy veya miras bırakanın ana babası olması halinde, yasal miras payının tamamı, diğer hallerde yasal miras payının dörtte üçü, miras bırakanın  anne ve babası için yasal miras payının dörtte biri saklı paydır.

Bu saklı paylar haricinde, Türk Hukuk sistemine uygun geçerli bir vasiyetnameden bahsedebilmek için bir takım usul ve şekil şartlara uyulması gerekmektedir. Şöyle ki;  İlk olarak miras bırakanın vasiyetname yapabilmesi için ayırt etme gücüne sahip olması ve 15 yaşını doldurmuş olması gerekmektedir. Ayırt etme gücüne sahip olması; kişinin eylemlerinin sonuçlarını kavrayabilmesi ve buna uygun davranabilmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca irade yokluğundan söz etmek gerekir zira miras bırakanın iradesini yansıtmayan, anlatılmak istenenin anlaşılmadığı bir düzenlemenin geçerli olması beklenemez. Bunun yanı sıra, aşağıda bahsedeceğimiz vasiyetnamenin şekil şartlarını taşımaması, içeriğinin gerçekleşmesinin imkânsız olması, ahlaka ve kanuna aykırılık taşıması ve son olarak da, sonradan düzenlenen bir vasiyetname ile önceki vasiyetnamenin çelişmesi halinde önceki vasiyetnamenin sonuçlarını doğuramayacak olması, önceki vasiyetnameyi geçersiz kılacak hallerdir. Bunlar; iptal davasının konusunu oluşturur. İptal davasının zamanaşımı hukuksuzluğun ahlaka aykırı veya usulsüz bir vasiyetnamenin öğrenildiği tarihten itibaren bir ve davacının iyi niyetli olması hali için ön görülmüş olan on senelik zaman aşımına tabidir. Sürenin başlangıcı vasiyetnamenin açıldığı andır.

Diğer yandan vasiyetname şarta da bağlanabilmektedir; bu şart ölüme bağlı tasarrufu bozucu ya da geciktirici olabilmektedir. Örneğin; bir şahsa otomobil bağışlanıyor ancak bu durum otomobilin bağışlanacağı kişinin  dört senede hukuk fakültesini bitirmesi şartı konuluyor ise bu geciktirici sonuç doğuran şarta bağlanmış vasiyetname olacaktır.  Bu şartın gerçekleşmesi beklenmektedir Yahut şart bozucu bir şarta bağlanabilir. Örneğin otomobil bağışlanıyor dört senede hukuk fakültesi bitmez ise bağışın geçersiz olması buna örnektir.

Elbette ki bir diğer unsur vasiyetnamenin tümü için hukuka ve ahlaka aykırı olmaması şartı aranmasıdır. “Hukuka ve ahlaka aykırı koşullar ve yüklemeler, ilişkin  bulundukları tasarrufu geçersiz kılar.” (Türk Borçlar Kanunu 27.mad)

         Vasiyetname çeşitleri Türk Medeni Kanunu 532. maddesinde ve devamında resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve sözlü vasiyetname olmak üzere üç şekilde yapılabilmekte olduğunu görüyoruz. Şöyle ki;

            a)   Resmi vasiyetname Türk Medeni Kanunu 532. maddesi temel alınarak geçerlilik şartları bakımından incelendiğinde; iki tanığın katılması ile gerçekleştirilir ve düzenleyecek kişi, sulh hakimi, noter yahut kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevlidir. Vasiyetnamenin Türkçe olması diğer bir şart olup, şayet miras bırakan Türkçe bilmiyorsa, diyecekleri tercüman aracılığıyla alınmalı ve yazıldıktan sonra vasiyetnamenin içeriği yine tercüman aracılığı ile anlatılmalıdır. Resmi vasiyetnamede bir diğer durum ise miras bırakanın vasiyetnameyi bizzat okuyamaması ve imzalayamamasıdır. Bu durumda; memuru vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve bunun üzerine miras bırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder. Bu durumda tanıklar, hem miras bırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını ve onu tasarrufa ehil gördüklerini; hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından miras bırakana okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğinin beyan ettiğini, vasiyetnameye yazarak veya yazdırarak altını imzalarlar. Tanıkların nelere tanıklık ettiklerini belirtmeli özellikle önemlidir.

          b) Bir diğer vasiyetname çeşidi ise “El yazılı vasiyetname” olup yine Türk Medeni Kanunu 538. madde’sinde düzenlenmiştir, vasiyetname düzenleyen kişiye gizlilik hakkını geniş anlamda sağlayan ve bu yüzden tercih sebebi olan el yazılı vasiyetname, miras bırakanın kendi el yazısıyla yazdığı vasiyetnamedir. El yazılı vasiyetnamenin başından sonuna kadar kişinin kendi el yazısıyla yazılmış olması ve yıl, ay ve gün olarak tarihinde yine kişinin el yazısıyla yazılmış olması ve miras bırakanın el yazısı ile imzasının bulunması gerekmektedir. Bu şartları sağlayamayan bir el yazılı vasiyetnamenin geçerliliğinden söz edilemez.

       c) Son olarak Türk Medeni Kanunu 539. madde’sinde hükme bağlanan “Sözlü Vasiyetname” çeşidine ise pek nadir rastlanılır. Bunun nedeni, bu vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için ilk olarak miras bırakanın yakın ölüm tehlikesi, ulaşım kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü bir durum içinde bulunuyor olması gerekliliğidir. Kişi şayet böyle bir durumun içindeyse ve resmi vasiyetname ve el yazılı vasiyetname yapamıyorsa ancak sözlü vasiyetname yoluna başvurabilecektir. Bu durumda miras bırakan son arzularını yanındaki iki tanığa anlatır bunun üzerine tanıklardan biri kendisine aktarılan son arzuları yer, yıl, ay ve günü de belirterek hemen yazar ve diğer tanık ile birlikte imzalarlar. Yazılan belgeyi ikisi birlikte vakit kaybetmeksizin bir sulh veya asliye mahkemesine verirler ve miras bırakanı vasiyetname yapmaya ehil gördüklerini, onun son arzularını kendilerine aktardığını hakime beyan ederler. Tanıkların miras bırakanın ifadelerini yazılı hale getirememeleri durumunda; tanıkların anlatılanları bir kağıda aktarmadan evvel doğrudan vakit kaybetmeksizin  mahkemeye başvurup yine aynı hususları belirterek miras bırakanın son arzularını bir tutanağa geçirtebilmeleridir. Unutulmamalıdır ki sözlü vasiyetname yapıldıktan sonra; şayet miras bırakan için sonradan diğer vasiyetname türlerinden herhangi birini yapma olanağı doğarsa  bu tarihin üzerinden bir ay geçmesiyle sözlü vasiyetname geçersiz olacaktır.

Kişinin hayatı boyunca çalışarak, emek harcayarak oluşturduğu mal varlığını istediği şekilde kendi yaşamından sonrası için tasarrufta bulunabilmesi pek tabi hakkıdır. Ancak, vasiyetname türleri ve geçerlilik usullerinin bilinmemesi bunlarda eksik düzenlemeler yapılması sıklıkla hak kayıplarına  sebep olmakta ve dolayısıyla miras bırakanın malları üzerinde iradi olarak hareket edememesi, düzenlenmiş vasiyetnamelerin geçersiz sayılması sonucunu doğurmaktadır. Ancak şunu da belirtmeden geçmeyelim, Şekil şartlarına uygun olmayan bir vasiyetname varsa ve miras bırakanın ölümünden sonra hakim tarafından varislere duyurulup okunduktan sonra (vasiyetnamenin açılması) kanuni varisler bir yıl içinde bu vasiyetnamenin iptalini dava etmezlerse vasiyetname geçerlik kazanır. Artık bu vasiyetnamenin geçersizliğinden bahis edilemez.

Yukarıda da değinmeye çalıştığımız üzere vasiyetname oluşturacak kişinin yani miras bırakanın kanunda belirtilen akrabalarına saklı paylarına engel olamayacak şekilde miras bırakabilmektedir. Elbette ki noterde yahut kanunda gösterilen memurlar tarafından düzenlenmiş resmi şekil diğer sözlü ve el yazılı vasiyetnameye göre daha güvenli bir ve kesin bir yoldur. El yazılı hazırlanmış vasiyetname kısa vadede miras bırakanın tek başına düzenlediği için gizliliği fazla ancak uzun vadede değerlendirildiğinde bekleme süresi veya vasiyetnamenin saklandığı yerden gün yüzüne çıkmaması veya bulunamaması durumu söz konusu olabilecektir. Böyle bir durumda yapılması gereken el yazısı ile miras bırakan tarafından hazırlanmış olan vasiyetnamenin, notere tevdii edilmesi ve noterce de bu vasiyetnamenin bir örneği nüfus müdürlüğüne bildirilmekte, kişinin ölümü halinde de nüfus müdürlüğü vasiyetnameyi miras bırakanın ölüm yerindeki savcılığa bildirmekte ve Savcılıkça da vasiyetname Sulh Hakimine tevdii edilip Sulh Hakimince vasiyetname miras bırakanın kanuni varislerine duyurulmakta (vasiyetname açılmaktadır.) Şayet vasiyetnameyi düzenleyen yabancı uyruklu ise noter bu vasiyetnameyi Noterler Birliğine göndermekte, Noterler Birliği Dış işleri Bakanlığı kanalı ile bağlı bulunduğu devlet kayıtlarına iletmektedir. Noterin kendisinin düzenlediği vasiyetnameler de aynı yoldan kayıtlara intikal ettirilmektedir.

Atty. Murat Serkan Atlı, LL.M.
ATLI & ATLI Law Office
Trump Towers Residence,
34387 Istanbul / TURKEY
www.atli.av.tr / info@atli.av.tr

Kategori: Makaleler

EVLİLİK SÖZLEŞMESİ

EVLİLİK SÖZLEŞMESİ
EVLİLİK SÖZLEŞMESİ

Dar anlamda aile karı, koca ve çocuklardan oluşur. Aile toplumun çekirdeğidir. Ailenin korunması toplum düzeni ile ilgilidir. Düzenli aile yapısı içinde yetişen bireylerin de ileriki yaşamları da sağlıklı ve düzenli olacağı kuşkusuzdur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 12, 20, 41. Maddeleri; aileye saygıyı, ailenin Türk Toplumunun temeli olduğu ve eşler arasında eşitliğe dayandığını, Devletin; Ailenin huzur ve refahı ve özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlaması, öğretimi ve uygulamasını sağlamak için gerekli tedbirleri alınmasına ve her çocuğun yüksek yararlarının korunacağı ve her türlü şiddete karşı devletin koruyucu tedbirler alacağına işaret etmiştir.

Boşanma konusuyla ilgili olarak genel bir bakış açısı yaratmak üzere boşanma ve nedenlerini bir önceki yazımızda kaleme almıştık. Bu yazımızda ise Türk Toplumunda ve  hatta tüm dünya genelinde önyargı ile yaklaşılan ve adeta bir tabu haline gelen “Evlilik Sözleşmesi”  ve bu sözleşme ile seçilen mal rejimlerine ışık tutmaya çalışacağız.

Evlilik evlenen çiftler için duygusal yönü ağır basan bir konu olmasına karşın, karanlıkta kalan boyutu olan evliliğin maddi geleceği ise adeta buz dağının görünmeyen kısmı gibidir. Evlilik Sözleşmesi’ne ön yargılı bakılmasında,  kişinin müstakbel eşine olan güvensizliği genel  bakış açısı olduğu düşünülmekle, konunun konuşulmasından dahi çekinilmektedir.

Evlilik sözleşmesinin yaygın olmamasının  sebebi ; “ amacı sonsuza kadar sürecek bir birlikteliğe, mali konuların karıştırılmasındaki çekincedir. ” Oysaki  evlilik kurulurken düzenlenecek “Evlilik Sözleşmesi” ile salt evliliğin sonlanması halinde, ortaya çıkabilecek olan her bir eşin orantısız kazanımının önüne geçilmesi amaçlanır. Kaldı ki, bir evlilik sözleşmesi ile baştan sağlam bir temele oturtulan evlilik birliği gelecekte edinilecek  eşlerin malvarlıklarının, daha sonra olası bir  boşanma durumunda eşlerin sancılı ve uzun bir mal paylaşımı önüne geçilmesinde de etkili olacağı ise kuşkusuzdur.

Eşler arasındaki mali ilişkiler hukukumuzda mal rejimleri terimiyle ifade edilir. Eşlerin, aralarında yaptıkları sözleşmeye ise mal rejimi sözleşmesi denir.

Eşler kanunda bulunan mal rejimlerinden  herhangi birini seçme konusunda serbesttirler. Ancak mal rejimi seçim hakkı kanunda düzenlenen sözleşme tipleriyle sınırlıdır. Eşler kanunda belirtilen sözleşmesel mal rejimlerinden birini, evlenme başvuru sırasında evlendirme memuruna yazılı bildirim ile yahut daha sonra evlilik süresince de noter tarafından düzenleme yada onaylama şeklinde her vakit yapılabileceği; dayanağını 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunundan alır.

Diğer yandan, eşler arasında her hangi bir mal rejimi sözleşmesi yapılmaz ise o vakit eşler otomatik olarak yasal mal rejimi olan Edinilmiş Mallara Katılma Rejimine tabi olacaklardır. Bunun anlamı; 1.1.2002 tarihinden itibaren boşanma davası açılma tarihine kadar eşlerin kazanımları (Evlilik öncesi eşlerin mevcut malları, Eşlerden birine kalan miras, eşlerden birine yapılan bağış dışındaki ) edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olur ve mal rejiminin sonlandığı tarih (boşanma ile sonuçlanan boşanma davası açılması, vefat) arasındaki dönemde her bir eşin kazanımları, eklenecek değerler, denkleştirme, katkı oranı, sonucu elde ettikleri değerler saptanır ve bu dönemde aktifi fazla olan eşin değerlerindeki fazlalığın parasal değeri diğer eşe verilerek denge kurulur. Bu dengenin kurulması için eşlerden her hangi birinin Aile mahkemesinde edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi davası açması gerekir. Dava açılmaz ise böyle bir tasfiyeye gidilmeyeceği gibi bu davanın açılma zamanaşımı süreci boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıldır. Ancak hiç kimse dava açmaya zorlanamayacağından eşlerden her hangi biri bu davayı açmaz ise bu şekilde bir tasfiye de söz konusu olmaz. Yani tasfiye ancak Aile mahkemesinde dava açılırsa yapılabilir. Başka türlü tasfiye yolu yoktur. Ancak eşlerin aralarında rızai anlaşmaları ile de yani halk arasında bilinen adıyla anlaşmalı boşanma ile de bir paylaşım mümkündür.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere eşlerin sözleşme ile  mal rejimine karar vermeleri Sözleşmesel (Seçimlik) Mal Rejimi türleri olan mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı sözleşeme tipleri  ile mümkündür.

Mal Ayrılığı, yeni medeni kanunumuzda seçimlik mal rejimi olmuştur. Mal ayrılığı rejimi isminden de anlaşıldığı gibi her eşin evlilik sürecinde elde ettiği gelir ve varlığın boşanma sonrasında da yine kendisinde kalması anlamına gelmektedir. Bu rejim sayesinde mal paylaşımı işlemine gerek kalmayacağı gibi, eşler kendi malları üzerindeki mülkiyet, yönetim, yararlanma haklarını diğer eşin rızası olmaksızın serbestçe kullanabilmektedirler.

Diğer bir seçimlik rejim olan Paylaşmalı Mal Ayrılığı’nda ise diğerlerine göre kesin çizgiler ile tarafların tüm mal varlıklarını tek bir çözümle etkileyen bir mal ayrılığı olmayıp, eşlerin kendi mallarını ayırabildiği yahut evlilik birliğinin ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar veya bunların yerine geçen değerler tarafların yatırım yaptığı oranda paylaşılması esasına dayanır.  Bunun yanı sıra  paylaşıma tabi olmayan kişisel mallar ile her bir eşin kendi malları yine eşlerin kendilerine kalabilmektedir.

Son olarak Mal Ortaklığı  rejimi, genel mal ortaklığı ve sınırlı mal ortaklığı olmak üzere iki türdür.       Genel mal ortaklığı türünde ortak mallar eşlerin kişisel malları dışındaki malları ile gelirlerinden oluşurken; sınırlı mal ortaklığında ise;  belirli bir mal varlığını, değerlerini veya türlerini; özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanatını yürütmek için kullandığı malları, dışında tutmak suretiyle oluşturabileceği gibi bunun yanında edinilmiş mallarda ortaklık kararlaştırılabileceği bir mal rejimi türüdür. Kararlaştırılan şekilde, eşler ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir. Başka bir deyiş ile  eşler kendi malları üzerindeki mülkiyet, yönetim, yararlanma haklarında serbest ancak bunlar dışında kalan mallarda  diğer eşin rızası ile hareket etmekle yükümlüdürler.

Eşler kendi mevcut varlık potansiyel ve menfaatlerine uygun düşen rejim çerçevesinde bir sözleşme ile sayılan mal rejimlerinden birine tabi olmayı belirleyebilirler. Evlilik sürecinde dahi yapacakları (noterde veya noterde tasdik ettirmek suretiyle) sözleşme ile içinde bulundukları mal rejimini kanunda yazılı başka bir mal rejimine dönüştürebilirler. Elbette ki seçim yapılsın veya yapılmasın bu mal rejimleri belirli şartlar altında sona ermektedir. Buna göre, eşlerden birinin ölümü, eşlerin başka bir mal rejimi kabul etmeleri, evliliğin boşanma veya iptal sonucuyla sona ermesi hallerinde eşler arasındaki mal rejimi sona ermiş olur.

Eşlerin ortak kararıyla seçilecek mal rejimleri  karşılıklı menfaatleri doğrultusunda düşünülmelidir. Unutmamak gerekir ki; önceki medeni kanunumuza kıyasla yürürlükte bulunan medeni kanunumuz, genelde çalışmayan kadının yada erkeğin evliliğin sona ermesi halinde yaşadığı ekonomik mağduriyetini düşünerek edinilmiş mallara katılma rejimini yasal mal rejimi olarak benimsemiş ve evlilik birliği içerisinde edinilen malların her iki tarafında hakkı olduğunu, çalışmayan eşin dahi edinilen malda ev ekonomisine yaptığı katkıdan dolayı hakkı olduğunu kabul etmiştir. Dolayısı ile, evlilik sözleşmesi yapmadan evlilik birliğini oluşturmanız ve devam etmeniz halinde, edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacağından; bu durumun taraflarca bilinçli bir şekilde  dikkatlice düşünülerek karar verilmesi gerekir. Evlilik sözleşmesi yukarıda da açıklamaya  çalıştığımız gibi eşlerce konuşulmasından bile çekinilen bir hal almasına karşın eşlerin yapmış oldukları bu evlilik akdinin boşanmayla sonuçlanması durumunda tarafları  zenginleştirmeyen ya da fakirleştirmeyen bir sonuca gidilebilmesinin kanaatimizce en doğru yolu, mal rejimin seçilecek şekilde evlilik öncesinde bu konunun çözüme kavuşturulmasıdır. Değerlendirdiğimiz üzere, evlilik sözleşmesi yapmak  eşlerin birbirine olan güvensizliğini değil hayatın olağan akışına ve olası ihtimallere karşı eşlerin daha tedbirli, sağlam ve birbirlerine olan inançlarını mali konuları karıştırmadan yaşanması dolayısıyla daha olumlu bulunacak bir birliktelik olup, eşlerin evlilik aşamasına gelmeden evlilikten alacakları haz ve mutluluğu ekonomik değerden arındırarak,  evliliğin asıl gereği olan saf aşka ulaşabileceğini düşünmekteyim. Mutluluğunuzun daim olması dileği ile…

Atty. Murat Serkan Atlı, LL.M.
ATLI & ATLI Law Office
Trump Towers Residence,
34387 Istanbul / TURKEY
www.atli.av.tr / info@atli.av.tr

Kategori: Makaleler